Behmin Köyündeki 365 odalı Kilisenin gizemi

Maalesef yazılı bir belge olmamakla beraber dilden dile gelen söylentilere göre Kilisenin bir yılın günleri kadar odaları varmış. Yani üç yüz altmış beş odalı imiş Behmın Köyündeki Kilise

Evvelki tarihlerde bir Yezidi Köyü olan Behmın: Mor Gabriyel Manastırı, Bagok sıra dağları, Bagok Dağının zirve noktasındaki Mor Evin Manastırı, tamamı taş evlerden inşa edilmiş ve görüntüsüne doyum olmayan Mağara (Kivex) Antik Köyüne eşit mesafede olan eski bir yerleşim yeridir. Köyün çevresi uçsuz bucaksız meşe-palamut ağaçları ile çevrilidir. İlkbahar Mevsiminde Behmın’e giderken; bilimsel olarak tespit edilmiş dört yüz bin nebatat çeşidine rastlarsın, gözlerinle görürsün dense mübalağa edilmiş olunmaz. Doğası her çeşit çiçekle renklenir bahar aylarında. Asfalt yoldan (İdil Midyat arası) güneye üç kilometre mesafede olan ve ancak yaya gidilen Köye adeta oksijen deposu görevini ifa eden meşe- palamut ağaçlarının arasından geçilerek varılır. Dağ silsilesinin zirve yerinde kurulan ve her tarafı ağaçlarla kaplı temaşasına doyum olmayan bir yerleşim yeridir.

Serhan Ağa 22 Aşiretin ağalığını yapan-üstlenen geniş bir aileye mensuptur. Bu aile vakti zamanında şimdi Midyat’a bağlı Doğançay (Mizizexé) köyünde ikamet ederdi. Ancak Serhan Ağa Mızizexé’den, ailesinden ayrılma kararı alır ve 1888’de Yezidiler tarafından kendisine hediye edilen tarihi Behmın Köyüne yerleşir. Behmın çok tarihi bir köy. Köyde şu anda tamamen yıkılan bir Kilise kalıntıları mevcuttur. Maalesef yazılı bir belge olmamakla beraber dilden dile gelen söylentilere göre Kilisenin bir yılın günleri kadar odaları varmış. Yani üç yüz altmış beş odalı imiş Behmın Köyündeki Kilise. Serhan Ağa Behmın’ne yerleştikten sonra görkemli bir kasır inşa etmeği planlar ve aynı yıl kasrın inşasına başlar. Kasır iç avlu ile beraber beş bin metre kare alanı kaplar ve tek kat olarak inşa edilir. Kasrın ayvanları dahil olmak üzere üst kısımların tamamı abra mimarisi ile yapılmıştır. Kasır inşaatında kullanılan taşların hepsi kesme kireç taşıdır. Kasre yerleşen Serhan Ağa gün geçtikçe güçlenir ve tüm etraftaki köyleri kendisine bağlar. Bu Köyler: Bavert, Bakacık(Kınık), Turgutlu(Kemina), Kozluca(Hanık), Gurbaraz, Söğütlü(Grébiya), Pazar(Bazaré), Merbabé ve Mişavıl.

whatsapp-image-2024-03-22-at-10-32-14.jpeg

Serhan Ağanın doğan çocukları hep kız olarak dünyaya gelir. Bir gün Kasrın misafir köçkünde misafirlere hizmet eden 13 yaşındaki kızını temaşa eden misafir bir Ağa Serhan Ağa’ya döner ve der ki “Keşke bu kızın bir oğlan olsaydı.” Adı Sultan kızı bunu duyunca babasına döner ve derki “Baba beni bir erkek oğlun olarak kabul edersen ben hep bir erkek gibi yanında dururum.” Serhan Ağa Sultan’a tamam der. O günden sonra Sultan bir erkek gibi giyinir. Hançerini beline takar, tüfeğini omuzuna atar ve her daim babasının yanında yer alır. Sultan Ağa babası ile büyük zorlukları göğüsler ve hepsinin de üstesinden gelir. Sultan keskin nişancılığıyla memlekette nam salar.

Behmın’nın etrafında ki tüm köyleri idaresine geçiren Serhan Ağa; artık Kasra gelen misafirlerin haddi hesabı olmaz. Ağanın eşleri ile hizmet eden diğer kadınlar ekmek pişirmede ve misafirlere ikram etmede zorlanırlar. Çok yorulurlar. Yetiştiremez duruma gelirler. Kınıké ve Grébiya köylerinde iki su değirmenine her gün dönüşümlü olarak Kahyalar iki katır ile zahire götürür. Diğer iki katır ile de Serhan Ağa’nın kasrına un taşırlar. Ekmek yapan kadınlar Ağa’nın eşlerinden biri olan ve Ağa nezdinde kıymetli olan Emine’yi ikna eder ve Ağaya bir fırın yaptırması için yanına gönderirler. Makama kabul buyurmasını talep eder. Kabul gördükten sonra Ağa eşi Emine’ye: “Hayırdır bir maruzatın mı var söyle” der. Eşi Emine: “Evet Ağam biz kadınlar artık misafirlerine ekmek yetiştiremiyoruz? Artık ekmek yapacak gücümüz kalmadı!”. Ağa: “Yani siz kadınlar ekmek yapmama kararı mı almışsınız?” Eşi Emine evet deyip cümlesini bitirmeye fırsat vermeyen Ağa hiddetle ayağa kalkar ve Kasrı çınlatacak gür bir ses ile: “Ben seni üç talak ile boşadım Emine! Boşsun, boşsun, boşsun!” der. Eşi Emine “Ağam yanlış anladın demem o ki Kasrın bir köşesine bir fırın yaptır diyecektim. Ama cümlemi tamamlamama fırsat vermedin.” Deyince: Ağa: “Güzel bir fikir keşke ağzından çıkan ilk kelime fırın olsaydı. Ancak ben seni üç talak ile boşadığım için sen artık benim eşim değilsin ve hemen Kasrı terk et babanın evine git” deyince Ağanın her sözünün bir emir olduğunu bilen eşi Emine hemen evi terk etme mecburiyetinde kalır. Özel eşyalarını alan Emine iki kahya eşliğinde bir ata bindirilir ve kahyalar Emine’yi baba evine telim edip geri Kasra dönerler. Ağa’ya vazifelerini tamamladıklarını arz ederler. Ağanın diğer eşleri ve hizmet eden tüm kadınlar Ağa’ya yalvarıp yakarırlar ama hiçbir faydası olmaz. Kadınlar günlerce, aylarca Emine Hanım’ın yasını tutarlar. Yemekten kesilirler, takatten düşerler lakin Serhan Ağa’nın fikrini değiştirmeye güçleri yetmez!

Bu yaşananlardan sonra Kasrın uygun bir yerine kapasitesi yüksek bir fırın yapılır. Ve Ağa bölgede hüküm sürdüğü müddetçe fırında ekmek yapımına devam edilir.

Bu yazı toplam 828 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
20 Yorum
M.Emin BOZKUŞ Arşivi