DOĞUNUN ELÇİLİĞİNİ ÜSTLENEN CİZRELİ KÜRT LİDER ŞERAFETTİN ELÇİ

Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra o tarihlerde mezun olan isterse avukatlık stajı yapar, isterse hakim veya savcılık stajını da yapabilirdi. Hukuk fakültesi mezunları herhangi bir sınava tabi tutulmuyordular. Yani senin tercihine bağlı idi. Babası kaydını Ankara Hukuk Fakültesine yapınca, oğlunun savcı veya hakim olması hayali içerisindeydi. Bölgemizin ebeveynlerinde şöyle bir özellik var. Oğlum kaymakam olsun, savcı, hakim olsun. Oğlunun bürokrat olmasını hep isterler. Bu mümtaz genç Ankara Hukuk Fakültesinden başarı ile mezun olunca babasına: “Baba ben avukat olmak istiyorum bu şekilde halkıma daha çok faydalı olurum. Onlara daha fazla hizmet ederim, daha çok yardımım dokunur.” Deyince. Babası oğlunun hakim veya savcı olmasında ısrar etti. O güne kadar babasının bir sözünü iki etmeyen, belki de ileriki hayatında halkına yapacağı bu olağanüstü hizmetler gayptan bir ilhamla görmüş, gözünün önüne gelmiş gibi, babasına: “Ben kararlıyım baba avukat olacağım. Kararım kesindir.” Deyince oğlunun kararından vaz geçmeyeceğini bilen babası ısrarından vaz geçer lakin uzun bir süre oğluyla konuşmaz.

Memleketimizin bağrından çıkmış bu genç Avukat Sayın Şerafettin Elçi’dir. Soyadı gibi insanlara elçilik vazifesini kendisine şiar addeden bu bilge avukat; içinde doğup büyüdüğü Botan’ın merkezi sayılan Cizre’de avukatlık ofisini açar. O tarihte kendisinden başka Nurettin Yılmaz’da Cizre’de avukatlık yapıyordu. Şerafettin Elçi’nin ofisi Cizre’de idi lakin İdil, Silopi, Şırnak, Uludere ve başka yerlerle de ilgileniyordu. Avukatlığı süresince hiçbir insana boş vaatte bulunmadı. Kazanamayacağını bildiği hiçbir davayı üstlenmedi. Bundan dolayıdır ki bölgede çok itibar sahibi bir avukat oldu. 1977’ye kadar Cizre’de avukatlık yapan Şerafettin Elçi aynı yıl yapılan genel seçimlerde Adalet Partisinden Mardin millet vekili seçilince artık Ankara’ya taşındı.

Bazı nedenlerden dolayı partisiyle görüş ayrılığına düşünce partisinden istifa etti. Bilahare yeni kurulacak hükümetin saflarına katıldı. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit ismini Bayındırlık Bakanı olarak kabineye yazdı. Bayındırlık Bakanı olarak atandıktan sonra ilk ziyaretini memleketi Cizre’ye yapmayı planladı ve uçakla Diyarbakır hava alanına indiğinde büyük bir kalabalığın kendilerini beklediğini, karşıladığını gördü. “Doğunun Elçisi hoş geldiniz” pankartıyla büyük bir karşılama yapıldı. Daha sonraki zamanlar da da “doğunun elçisi” çok tuttu. Gerçekten de o pankart tarihte yerini aldı. Cizre’ye geldiğinde onu bekleyen büyük kalabalığa yani Cizrelilere hitaben: “Bakıyorum içinizden bir bakanın çıkması nedeniyle büyük mutluluk, gurur duyuyorsunuz. Ama bir bakanın çıkması Cizre tarihi için çok önemli bir olay değildir. Cizre’den öylesine önemli kişiler yetişmiştir ki, bu kişilerin yanında bakanlık çok hafif kalır. Hz Nuh’un kurduğu bir şehir olmasından, İslam aleminin en büyük tarihçisi İbn-ül Esir’in Cizreli oluşuna, Eb’ül El Ceziri’den Melayé Ciziri’ye, Mem U Zin’e, Mir Bedirhan’a kadar Cizre’den çıkmış büyük kişileri saydım. Ben bunları sayarken yanımda olan Selahattin Doğru “niye Beko’yu da saymıyorsun, o da Cizre’den çıkmıştı” dedi. (Doğunun Elçisinden Yüce Divana K.S.221)

Bakanlık dönemi boyunca Türkiye’nin dört bir yanına hizmet götürmeyi kendisine şiar edindi doğunun elçisi. Tabi ki kendi memleketine, kendi bölgesine de hakeza. “Benim dönemimde Bakanlık, Kürtlerin umut kapısı oldu. Hani çocukluğumda benim bir idolüm vardı diye anlattığım Yahya Bermeki evinin kapısına babülmaksut, yani maksatların kapısı diye yazmıştı. Neredeyse bizim Bakanlıkta öyleydi. Ben vatandaşı da bölgeyi de iyi tanıyan birisiyim. Halkın içinden ve halkla büyüyerek geldim. Halkın sıkıntılarını, dertlerini, perişanlıklarını bilirim. Vatandaş Bakanlığa geliyor, çok rahat giriyor. Kapı açık, ulaşıyorlar. Randevuları bir yana, birde cuma günlerini randevusuz gelinecek gün olarak ilan ettim. Yani o gün randevuya gerek olmadan herkes gelebilecek. Benim açımdan da en uygun gün cumaydı. Diğer günlerde işler çıkabiliyordu.” (Doğunun Elçisinden Yüce Divana K. S.224) “Ben o zavallı vatandaşların bir kaymakamın bile odasına girerken nasıl ezile büzüle girdiklerine çok sefer tanık olmuşum, biliyorum. Kaymakamın odasına bile girerken ayakkabısını çıkarıp öyle giren bile oluyordu. Şimdi Bakanın makamına çok rahat girebiliyor. Özel Kalem Müdürlerim, Kürt, onlarla Kürtçe konuşuyorlardı. (Doğunun Elçisinden Yüce Divana K. S.225)

whatsapp-image-2025-03-26-at-00-00-18.jpeg Memleketimizin bu değerli şahsiyeti Bakanlığı boyunca kendi asli vazifesi olan görevinin yanında bölgemiz de ki binlerce fakir insanına adeta kucak açtı. Bu fakir ve perişan insanları resmi işe yerleştirdi. Bu insanların cebi para gördü. Bu parayla rahat bir geçim sağladı. Çocuklarını okutabildi. Bu fakir insanların çocukları okudu öğretmen, doktor, hakim, savcı, mühendis, avukat vb. oldu.

Memleketimizin medarı iftiharı olan ve tarihe iz bırakan dünya var oldukça iyilikle anılacak olan Şerafettin Elçi’nin yine Bakanlığı esnasında gerçekleşen birkaç hatırasıyla yazımızı bitirelim.

Ünlü Kürt halk ozanı Mırado (Mıradé Kıné) ve Ayşe Şan’ı da Bakanlığı döneminde işe almıştı. “Mırado, isim yapmış, şöhret sahibi biriydi. Fakat sanatçılık para etmezdi. Yani sanatçılık bir nevi sürünmeydi. Bir karnın tok bir karnın aç şekilde hayatlarını sürdürürlerdi. Mırado bir gün kemençesiyle geldi. Sanatçılar çok güzel laf etmesini bilen söz ustasıdırlar. Bakanlığa geldi ve “Allah razı olsun herkesi işe alıyorsun. Biz Mitirbler (Çingeneler) de insan değilmiyiz. Bizim tarihimizde, bizden devlet katında görevli maaş almış kimse yok, sen beni de işe al” dedi. “Mirado vallahi yerden göğe kadar haklısın” dedim ve Mirado’yu da işe aldım. Kürtler imkansız bir şey anlamında, “héstır za” veya “roj jı rojava derket.” “Derler. Mirado çok memnun oldu. Bana adadığı, bavé héja tu héjayié diye başlayan bir türkü yapmıştı.”

Bir gün Özel Kalem Müdürüm geldi ve “Sayın Bakan, Ayşe Şan isminde bir bayan gelmiş, sizinle görüşmek istiyor” dedi. Ayşe Şan deyince ben “tamam bütün ziyaretçileri durdur, Ayşe Şan’ı yanıma gönder” dedim. Ayşe Şan ürkek, nasıl karşılanacağını bilmeden, çekingen birazda ezik, makama geldi. Kendisini sıcak bir yürekle karşıladım, kucakladım, oturttum. Başladık sohbet etmeye. Birde kendisiyle Kürtçe konuşunca daha fazla açıldı yüzü. “Ayşe söyle, Ankara’ya niye geldin, isteğin ne” deyince “durumumu, imkanımı biliyorsun. Irak’a geçmek istiyorum. Orada belki bir plak çıkarırım” dedi. “Olur” dedim. “Sonra eve götürdüm, beraber yemek yedik. İhtiyaçlarını karşıladım, işini ayarladım ve Ayşe Irak’a gitti.”

Bir süre sonra da sevinçle döndü, yüzü gülüyordu. “Orada bana çok iyi davrandılar, çok iyi karşıladılar” dedi. “İsa Berwari ve Mehmed Arif Ciziri ile birlikte çıkardıkları bir kaseti vardı, onu ve birkaç plağı getirdi, bana hediye etti.”

Ayşe’nin durumunu biliyordum. Ayşe’ye sen üç beş kuruş para versen, götürecek harcayacak, bir süre sonra yine yoksulluk çekecek. “Ayşe seni işe alsam ne dersin” dedim. Hiç inanılmayacak bir şey duymuş gibi irkilerek “mümkün mü” dedi. “Sen istersen mümkündür. Sen bu devletin vatandaşısın” dedim. İşe almak için işçilikte bir tahsil, diploma şartı yok ama okuryazar olmak gerek. Ayşe’yi gönderdim Özel Kaleme, dilekçe yazıldı, havale edildi ve Ayşe’yi işe aldırdım.

Ayşe belki de hayatında en büyük mutluluğu yaşıyordu. Devlet kadrosunda güvenceye kavuşacak, rahat bir hayat yaşayacak. “Nereyi istiyorsun” dedim, “İzmir’e gitsem iyi olur” dedi. Kürtler İzmir’de çok etkindirler. Özellikle Kadifekale, Gümüşpala gibi mahallelerde Kürtler bayağı etkindirler. Yani Ayşe Şan’ın da tanıdığı kesimlerden çok insan vardı. Ayşe’yi İzmir Bayındırlık Müdürlüğüne atadık.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
    M.Emin BOZKUŞ Arşivi

    ZORLU BİR EĞİTİM

    15 Ocak 2025 Çarşamba 13:02

    BİR DOSTUN ARDINDAN!

    06 Ocak 2025 Pazartesi 08:25

    HALK KAHRAMANI ŞEMUNÉ HENÉ HAYDO

    26 Aralık 2024 Perşembe 00:00