Hayati Umut SÖNMEZ

Hayati Umut SÖNMEZ

(U)MUTLULUK ÜZERİNE İNCİLER!

Yaşamak, hiç kuşkusuz dile getirememektir. Dile getirdiğin geçmişindir yani yaşantının (deneyimlerinin) kendisidir. Bu manada yaşamak, ürkek bir nefes gibi alıp vermektir. Böylelikle bu ürkek nefes, insanın alnına üç öpücük kondurur: sessizlikte, ateşte ve kıpırdamayışında. Bu üç öpücük ile beraber insan, hayatı öğrenmeye başlar. Bu demektir artık insanlar, daha iyi bir yaşam için hayattan beklediği umutları olacaktır. Bu bağlamda da bir yerde umut varsa mutluluk olamaz veya olsa bile kaçmıştır artık o mutluluk.

Nitekim mutluluk denilen şeyi şuradan anlarım: “ölçüsüzce sevme hakkı. Bir tek aşk var bu dünyada. Bir kadın bedenine sarılmak, aynı zamanda gökten denize inen şu garip sevinci bağrına basmaktır.” Böylelikle insanı cezbeden asıl nesnesi, bir kadın bedenine sarıldığında onun mutluluğu olur. Kaldı ki gerçek mutluluğu, bir kadının teninde aramak ne kadar kâfi olur? Ya da bir kadın bedenine sahip olmakla hep mutlu mu olacak insanoğlu?

Nitekim “büyük sorunlar sokaktadır” veya “gençliğin avazındadır.” Çünkü gençliğin göstergesi belki de kolay mutluluklara yönelik çok güzel bir iççağrıdır. Ve bu gençlik, mutluluğu kadının bedeninde, teninde bulur ki hemen de evlenmek ister. Evlenince çok erken çalışmaya başlar ve bir insan yaşamının deneyimi on yılda tüketilir. Otuz yaşında bir işçi şimdiden tüm kâğıtlarını oynamıştır. Eşiyle çocukları arasında ölümü bekler. Mutlulukları hızlı ve amansız olmuştur artık. Ki zaten hayatı da öyle!

Oysa her ölüm, yeni bir başlangıçtır geriye kalanlar için. Çünkü bir aşk ölür, yeni bir aşk başlar her şehirde. Bu bağlamda bir şehirle paylaşılan tüm aşklar, gizli aşklardır çoğu zaman. Aşkı bir şehirle anlatmak, en güzide aşktır bir bakıma. Çünkü metaforu artık bir kadın bedeni değildir, kadının yaşadığı şehirdir objesi. Nitekim bir şehirle anlatılan aşkların hazları çaresizdir, sevinçleri umutsuz kalır körpecik bedeninde aşığın.

Nitekim bir aşk için ölmekten daha boş, daha aptalca bir şey olamaz yine de. Çünkü yaşamak gerek! Aldığı nefesin değerinin bilincinde olmalı insan. Çünkü insan için her soluk, bir umut kadar elzemdir. Oysa yaşama karşı bir günah varsa belki de bu günah ondan umut kesmekten çok, başka bir yaşam umut etmek, bir de onun acımasız büyüklüğünden kaçmaktır. Çünkü umut, insanların aksine boyun eğişle eşdeğerdedir. Yaşamaksa boyun eğmemektir. Yani umut, boyun eğmektir, yaşamak ise boyun eğmemektir. Bu da demektir “yaşama umutsuzluğun yoksa yaşama aşkın da yoktur.” Bu bağlamda mutluluk ise umut yokluğundan doğan müstesna anın üzerine yuvalanmış bir tebessümdür. Bu da mutluluğun bir varış veya statik bir zaman olmayıp hareket halinde olanın yolculuğudur bir bakıma.

Mutluluk bir yolculuksa o zaman bu yolculukta tadına bakılan her tür şey mübahtır. Bu bağlamda “mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmek” olduğu kadar “küçük şeylerden de haz alabilmektir.” Bundan ötürü siz hiç düşündünüz mü bir elmanın tadındaki müstesna güzelliği. Önce eline alırsın sonra kabuğunu soyup dilim dilim ağzına atarsın ya. İşte o dilimlerdeki müstesna tadın enerjisiyle beraber bir serinlik vücudunda gezer ve bedenindeki kana karışıp gözlerinin fal taşı gibi kıpır kıpır olmasını sağlayıp sana yaşama aşkını sunar ve böylelikle hayat da senin alnına bir buse kondurur. Ya da siz hiç Gülbahçesine girip bir Gülü elinize alarak onun muazzamlığına baktınız oldu mu? Almadıysanız bir deneyin. Bakınız Gülün müstesna oluşumuna, inceleyin onun yapraklarındaki simetrik güzideliğini, koklayın cennetten gelen kokusunu ve soluksuzca içinize çekin o eşsiz kokusunu. Çekiniz ki mest olsun yüreğiniz huzurdan, mutluluktan.

Son etapta mutluluğu hür bir kuşun kanatlarında veya gök kubbede aramayın. Çünkü mutluluk, insana uzak değildir, onun boyu hizasındadır. Ve en nadide mutluluk, bir annenin sımsıcak kucağıdır, şefkatidir veya kan bağıyla oluşup kaynaşmış aile birliğidir, bağlarıdır. Unutma bunu genç adam, yalnız değilsin, bak etrafına, kucak kucak mutluluk kokar her tarafın nergiz kokunda, gül kokunda. Dinle gramofondan nostaljik şarkıların kıpır kıpır ezgisini, eşlik et nakaratına genç adam. Çünkü seni yepyeni hülyalara götürecektir. Ve bu hülyalar, sana hayatın elzemliğini anımsatacaktır. Yine de sen sakın unutma genç adam, aşk her şey değildir, her şey olan yaşanmamış güzelliklerdir, tadına bakılmamış nimetlerdir. Ve sen genç adam, kendi varlığının bilincinde ol, bilinçli ol ve mutluluktan ziyade temennin bu olsun! Keşfet varoluşunu! Çünkü asıl zevk ve haz buradadır, Genç Adam!

Bu yazı toplam 80 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hayati Umut SÖNMEZ Arşivi